7 Şubat 2015 Cumartesi

Kötü Tohum vs The Bad Seed

Farkındayım, çok uzun süredir yazı yazmıyordum. Aman, siz de okumuyordunuz zaten.

Şimdi... Daha önceki yazılarımda yapmadığım bir şeyi yapıyorum ve sözlük başlığı gibi bir başlıkla bloglamaya başlıyorum efem.
The Bad Seed 1956 yapımı, adından da anlaşıldığı gibi ecnebi filmi. Kötü Tohum ise filmin isminden, diyaloglara kadar, olduğu gibi copy paste yapılmış 1963 yapımı Türkişi versiyonu.
İkisi de siyah beyaz.
Ana karakterlerle başlayalım, Alev ve Rhoda. Adları farklı olsa da özleri bir olan über itici küçük şeytanlar. İtici diyorum, yanlış anlaşılmasın, eğer iki küçük tatlı kız bana bile itici geliyorsa bu demektir ki, über süper bir oyunculuk yetenekleri var.
Gelelim bu "kötü tohum"un ne olduğuna... Filmin ortalarında küçük cadının annesi hanım bir arkadaşına kitap yazmak istediğini söylüyor ve ona "suç işlemenin sonradan mı öğrenildiği, yoksa suç işlemeye doğuştan bir yatkınlığın olup olmadığı" hakkında bir soru soruyor. Arkadaşı da milyonda bir de olsa,  çok iyi ailelerde çok iyi yetişmiş olsalar da genetik nedenlerden dolayı arada "çürük yumurtalar", filmdeki tabirle "bozuk, kötü tohum"ların çıkabildiğini söylüyor.
Küçük cadının annesi hanım küçüklüğünden beri ailesinin bildiğinden farklı biri olduğunu düşünen bir kadın. Bununla ilgili rüyalar da görüyor.
Küçük cadının babası bey ise filmin başı ve sonu haricinde -telefon konuşmaları hariç- ortalarda gözükmeyen, uzaklarda çalışan bir adam.
Gelelim bir kez daha küçük cadılara... İki filmde de aynılar. Sınıftan bir çocuk küçük cadının "hak ettiği" güzel yazı madalyonunu kazanıyor. Küçük cadılarımız ise bu olaya "kıl oluyor" ve bu çocuğu bir güzel öteki tarafa yolluyorlar. Küçük cadılarımız daha 8 yaşındalar... Büyüyünce nasıl sayko psikopat manyaklar olacaklar siz düşünün...
Henry Jones'in LeRoy'u ve Öztürk Serengil'in Memo'su, ikisi de iyi iş çıkarmışlar. Sonları aynı ama, fok yoluna gidiyor ikisi de...
Sonlara bakarsak, The Bad Seed film bittikten sonra yaklaşık 1 dakika süren fazladan film dışı sahneleriyle filmin etkisinden kısa sürede kurtulup, normal hayata adapte olmayı kolaylaştırırken, Türkişi'nde film bitince bitiyor.
Not, Türkişi'nde anneyle kız, gerçekte de anne kız.
Hani demiştik ya, Christine -küçük cadının annesi hanımın ismiymiş, bubası da Kenneth imiş meğersem- ailesinin başka olduğu hakkında rüyalar görüyor deyü...  Babası itiraf ediyor, onu bir yerde bulmuş. Annesi de aslında Bessie Denker, yani ünlü bir sayko psikopat seri katil imiş, Christine'in abisini falan öldürmüş galiba. Böylece işin genetik yanı ve küçük cadımızın bir "kötü tohum" olduğu doğrulanıyor.
Filmin sonlarını, filmde sonda "Lütfen sonunu kimseye ötmeyin" diye rica ettikleri üçün, yazmıyorum. Sürpriz bir sonu var ama.
Yine not olarak, bu kötü tohum yaşasaydı -dayanamadım, tutamadım kendimi- Monica'yı öldürecekti. Çünkü merdivenlerden düşerek öldüğü sanılan bir kadının, küçük cadıya ölünce balıklı süsü ona bırakacağını söyleyince,  küçük cadının onu merdivenlerden attığı geçiyor filmde, küçük cadı annesine itiraf ediyor.
Ve Monica da ona ölünce muhabbet kuşunu bırakacağını söylemişti...

Biraz karışık oldu, idare edin.
Ha, versusu kim alır derseniz, karar veremedim ben. Vs alsın bari.

Hadin hoşçakalın.