31 Mart 2015 Salı

Idi I Smotri - Gel ve Gör



Savaş karşıtı filmler arasında önemli bir yere sahip olan 1985 yapımı film.
1943 yılında Belarus'tayız.
13 yaşında bir çocuk, Florya. Gencecik yaşında ana kucağını terk edip partizanlara katılıyor. Annesiyle olaylı bir veda faslından sonra, hooop partizanların oraya.
Komutan onun yepisyeni ayakkabılarını başka birinim altı delik, çürümüş, bok kokan ayakkabılarıyla değiştirdiği için geride kalıyor bizim oğlan. Bu da gruptan ayrılıp zırlayarak ilerlerken, ağlayan bir kız sesi duyuyor. Hemen oraya gidiyor. Kız adının önce Roza olduğunu söylese de, sonradan Glasha olduğunu söylüyor.
Glasha ilk önce bşzim oğlsna çocuk istediğini falan söylüyor. "Şaka amk şaka" diyor sonra. Böylece bu iki sevimli dost birlikte ilerlemeye başlıyor.
Bu arada Glasha ve Florya daha önceden partizanların orada karşılaşmışlar.
Florya'nın köyüne gidiyorlar sonra. Florya önceleri ailesinin küçük ikiz kardeşleri de dahil olmak üzere diğer tüm köydaşları (yeni kelime buldum lan) gibi öldürüldüklerine inanmak istemiyor. Bunu ona anlatmak gerçekten zor oluyor.
Glasha'nın onu avuttuğu, eliyle ot yedirdiği sahne, Glasha'nın dansıyla birlikte en sevdiğim sahneler.
Sonra bizim oğlan Glasha yı orada bırakıp, vedalaşıyor, dört kişi ve korkuluğumsu paçavradan adolf hitler şeysiyke yiyecek bulmak amacıyla ilerlemeye başlıyorlar.
Hitleri bir köşeye bıraktıktan sonra yolda 2 kişi ölüyor. Florya ve adını hatırlayamadığım hede amcası sütünü sağmak için bir inek kaçırıyor. Fakat amcası yolda öldürülüyor, inekceğizin de sonu aynı. Bi Florya kalıyor.
Sabah olunca bir köylünün arabasını çalıp ineği aç köydaş ve yoldaşlarına götürmeyi planlarken, köylünün sıkı direnişi ile karşılaşıyor.
Köylü ona Almanların geleceğini, kıyafetlerini ve silahını saklamasını söylüyor, ve ona klasik köylü kıyafetleri giydiriyor. Adı da artık zenka perekhod olmuş bizim oğlanın. Aile fertlerinin adlarını öğreniyor, ve perekhodların oraya gidiyorlar.
Almanlar orada çocukları bir eve kapatıp, ailelerine çocuklarının çığlıklar içinde diri diri yakılışını izletiyorlar. Florya kaçmayı başarıyor. Sonra bizim oğlanın kafaya silahı dayayıp bir resim çekiyor Almanlar. Sonra gidiyorlar. Ve partizanlar oraya geliyor. Florya mızıka gibi bişile sesini duyurmaya çalışan, kanlar içinde bir kızla karşılaşıyor. O Glasha, tanınmaz halde. (Yanlışım varsa düzeltin)
Sonra kızı orada bırakıp uzaklaşıyor. Yoldaşlar Almanları kurşuna diziyor. Ve gidiyorlar.
Florya duruyor. Gölcük içinde bir afolf hitler resmi. Ateş etmeye başlıyor. Bebekliğine ulaşana dek... Gelmişini geçmişini hesabı.
Ve partizanlarla birlikte, yeni gelenlerle, ilerlemeye başlıyorlar yine...

Bitti. Son. The end.
Gudbayın.
Hadin hoşçakalın.

15 Mart 2015 Pazar

Angela's Ashes

Cancağızlar, farkındayım, uzun süredir yazdığım yok. Aman, zati okuyanım yok ki. Deli gibi yazıp duruyorum kendi kendime.
Şinci, film 1999 yapımı. Ama gerek görüntüler, gerek kıyafetler bana private peacefulu anımsattı. Film 2012 filmi gibi.
Frank McCourt deyü bi eleman var. Filmin başında yeni doğan kız kardeşi Margaret Mary birkaç günlükken ölüyor. Böylece İrlandalı ailemiz, Amerika'dan İrlanda'ya geri dönüyor. Frankie bu sahnede "Biz özgürlük heykeli ne Merhaba dedikten sonra hoşçakal diyen ilk İrlandalı aike olarak tarihe geçtik" gibisinden bişiler söylüyor. Ayrıca filmdeki olaylar 1930lu yıllarda geçiyor.
Şinci ailemiz geri geliyor insanların açlıktan, kıtlıktsn kırıldığı, yağmuru hiç eksik olmayan Limerick'e...
Bu frankın babası kuzeyli bir protestan, annesi güneyli bir katolik. Filmin başında frankie bununla ilgili de bişiler diyor.
Frankın kardeşleri hep ölüyor. Yazık lan amına koyim. Babaları alkolik, hangi işe girse kovuluyor. Anneleri ise ne kadar çırpınsa da bi bok olduğu yok.
Frankın altı delik ayakkabıları ile okulundaki piçler hep dalga geçiyor. Filmin sonlarına doğru okulda frank gibi pek çok öğrencinin aslında potansiyeli varken, harcandoğını falan söylüyor bir öğretmen.
Frankın babası ingiltereye gidiyor çalışmak için. Para falan yolladığı yok. Frankie çalışıyor bir süre, ama gözleri kör olacak bir duruma gelince annesi ihtiyacı olan en son şeyin kör bir oğul olduğunu söyleyerek, bizimkinin çalışma hayatına son veriyor.
Babaları beş parasız dönüyor. Fakat sonra yine gidiyor. Frankie peşinden gitse de, babası ona eve dönmesini söyleyince bundan vazgeçiyor. Sonraki cumartesi biraz para yolluyor babaları. Çok sevindirik oluyorlar. Sonraki cumartesi, ondan sonraki cumartesi, ondan haber gelmiyor. Ve sonraki tüm cumartesiler...
Ve görüyoruz ki, frankie eşek kadar adam olmuş.
Bunlar ısınmak için evin tahta duvarlarını falan yıkıyor.
Ev sahibi durumu anlayınca onları kovuyor. Bunlar da çişine sahip olamayan, çişini dökmekten aciz bir herifin evine yerleşiyorlar. Sonra bir gün bu adamla frankie arasında kavga çıkıyor. Frankie çok pis dayak yiyor. Annesi ona onu savunduğu için teşekkür edeceği yerde, o herifin odasına çıkıyor.
Frankie evden o gece ayrılıyor. Bir akrabasının yanına gidiyor. Akrabası onu güzel karşılıyor. Orada kalıyor frank. Sonra bir gün iş görüşmesine gidecek, kıyafetlerini yıkıyor. Bu nedenle kıyafeti olmadığından, ölmüş bir kadının elbisesini giyiyor. Akrabası ona çok gülüyor, sanırsam teyzesi olan bir kadına göre ise, kıyafetleri iğrenç kokuyor.
Ertesi gün teyzesi hanım bunu alıyor, mağazaya götürüp ona güzel kıyafetler alıyor. Frankie de onu öpüyor.
Frankie postacı oluyor.
Veremli bir kadınla emmeli gömmrli şeyler yapıyor. Sonra o kadın ölüyor. 16 yaşında ilk birasını içip sarhoş olan frankie annesine sürtük diyor ve tokat atıyor -şok şok şok sayın okuyucular-.
Sonra kilisede yaşadığı her şeyi Saint Francis'e -böyleydi sanırsam- anlatıyor.
Bir süre onun ağzından borçlulara tehdit mektupları yazfığı tefeci bir kadının ölüsüyle karşılaşıyor. O da fırsat bu fırsat, borç defterini denizr atıp, kadının parasının bir bölümünü de cebine atıp gidiyor.
Sonra ay tutulması falan oluyor.
Sonra, ver elini amerika....
Film bitiyor.
Arada irlanda dansı meselesi, 31 falan da var. İzlerseniz görürsünüz.

Hadin hoşçakalın.
Başka saçmalamacalarda görüşmek üzere...
Hadi dağılın.