27 Mayıs 2015 Çarşamba
Orphan
Doğrusunu söylemek gerekirse ben bu filmi sırf bol miktarda vera farmiga içerdiği için izledim.
Ha, pişman oldum mu, hayır.
Gelelim konuya,
3. bebeleri Jessica ölü doğan çiftimiz, bir evlat edinmeye karar verirler. Gittikleri bol rahibeli bol haçlı yerde karşılaştıkları Esther adında, acayip tatlış minnak bir yavrucağı evlat edinirler.
Başlangıçta Esther aileye çok çabuk uyum sağlasa da, sonradan omenın damien gibi saykoluğunu gösterip ev ahalisinin ağzına sıçacaktır.
Dediğim gibi, vera farmiga pek bi sehr schön. Baba da fena değil.
Da ben max'e bittim yav. Yavrucak pek bi güzel bakıyor. Bu çocuğu da bi sayko rolünde oynatmak lazım aslında.
Filmin son sahnesini fragman ararken fragman diye filmin sonunu koyan bi 7 milyarın çocuğu sayesinde bilmemden mütevellit, sonlara doğru filmi kapatıp çıkmak istediğim anlar oldu. Ayrıca film çok uzundu, 2 saat film mi olur mına koyim.
Esther in gerçekte ne olduğunu öğrenince oha falan oldum. Ne zamandır filmde dedikleri hastalığın neyin nesi kimin fesi olduğunu araştırmayı düşünüyorum da, üşeniyorum. Üşenmeyip araştıran yazsın pliğğzz.
Az önce yazmamışım, bir de ağzına sıçılan büyük kardeş denyo denyıl var.
Bu da babayla anne.
Uzatmaycam artık. Çok uzun konu özetleri (senin özet anlayışına sokayım raskolnickov) şeyyapmaycam. Resim de koycam, kasılmadan okursunuz.
Hadin hoşçakalın.
26 Mayıs 2015 Salı
Uçurtmayı Vurmasınlar
"Barış'ı tanıdığım yerde ne çiçekler vardı, ne de başı bulutlarda bir çınar... Simitçinin gevrek sesi bile giremezdi oraya. Taş avluya yalnızca kuşlar konardı bazen. Adının anlamı dünyayı kucaklasa, taşta büyümezdi barış."
"Kuş kanadına binip çayırlara gitmeyi öğretti Barış bana. Düşle gerçek, onun o yarım sözcüklerinde öylesine iç içe geçerdi ki, dünyanın çirkinlikleri bir bulut gibi kayıp giderdi yarım göğümüzden. Taş avluda düşsel uçurtmaları uçurmayı işte öylece öğrendim Barış'tan." .
5 yaşındaki ufacık bir çocuğun gözünden kadınlar hapishanesi..
Ben işemedim miki işedi..
İftira nedir inci?
İlk defa bir filmi anlatmakta bu kadar zorlanıyorum.
Anlatacak kelime bulamıyor, cümleleri toparlayamıyorum kafamda..
5 yaşında, babasının en sevdiği sanatçının adı olduğu için adı "Barış" olan bir çocuk.
Dört tarafı duvarlarla çevrili bir hapishanede, umutla gökyüzüne bakıp uçurtmaları bekleyen..
Film yaklaşık yarım saat olsa da, benim bitirmem iki buçuk saati buldu. Ağlamaktan izleyemeyip durdurduğum yerler oldu.
Uzun bir zamandan sonra ilk kez bir film bu kadar etkiledi beni..
Barış ın "İnci" deyişleri insanın kulaklarından gitmiyor.
Garip bir sevdadır incisiyle arasındaki..
Uçurtmanın, özgürlüğün, umudun ne olduğunu onunla öğrenir..
Milyonlarca lira harcanmadan da güzel filmler yapılabileceğinin kanıtıdır film.
Hapishanedeki mahkumlardan biri doğurur, derler "tutsak doğdu, özgür büyüsün.".
Sonra bir gün, Barıştan habersizce gider İnci.
Belki bir uçurtma olup geri döner...
"Sen artık yıldızları görüyor musun İnci? Bizim göğümüzün bir tek gündüzü var, senin göğünde akşam oluyor mu?"
Son olarak:
-Niye uçmuyor İnci?
-Uçar birgün...
×××
Hadin hoşçakalın.
"Kuş kanadına binip çayırlara gitmeyi öğretti Barış bana. Düşle gerçek, onun o yarım sözcüklerinde öylesine iç içe geçerdi ki, dünyanın çirkinlikleri bir bulut gibi kayıp giderdi yarım göğümüzden. Taş avluda düşsel uçurtmaları uçurmayı işte öylece öğrendim Barış'tan." .
5 yaşındaki ufacık bir çocuğun gözünden kadınlar hapishanesi..
Ben işemedim miki işedi..
İftira nedir inci?
İlk defa bir filmi anlatmakta bu kadar zorlanıyorum.
Anlatacak kelime bulamıyor, cümleleri toparlayamıyorum kafamda..
5 yaşında, babasının en sevdiği sanatçının adı olduğu için adı "Barış" olan bir çocuk.
Dört tarafı duvarlarla çevrili bir hapishanede, umutla gökyüzüne bakıp uçurtmaları bekleyen..
Film yaklaşık yarım saat olsa da, benim bitirmem iki buçuk saati buldu. Ağlamaktan izleyemeyip durdurduğum yerler oldu.
Uzun bir zamandan sonra ilk kez bir film bu kadar etkiledi beni..
Barış ın "İnci" deyişleri insanın kulaklarından gitmiyor.
Garip bir sevdadır incisiyle arasındaki..
Uçurtmanın, özgürlüğün, umudun ne olduğunu onunla öğrenir..
Milyonlarca lira harcanmadan da güzel filmler yapılabileceğinin kanıtıdır film.
Hapishanedeki mahkumlardan biri doğurur, derler "tutsak doğdu, özgür büyüsün.".
Sonra bir gün, Barıştan habersizce gider İnci.
Belki bir uçurtma olup geri döner...
"Sen artık yıldızları görüyor musun İnci? Bizim göğümüzün bir tek gündüzü var, senin göğünde akşam oluyor mu?"
Son olarak:
-Niye uçmuyor İnci?
-Uçar birgün...
×××
Hadin hoşçakalın.
16 Mayıs 2015 Cumartesi
Aysel Bataklı Damın Kızı
Öncelikle, altını çizerek söylüyorum ki, film 1934 yapımı bir türk filmi.
Daha soyadı kanununun bile çıkmadığı, cumhuriyetin ilk dönemleri..
Film öyle bir döneme göre, Türkiye'ye göre müthiş bir film.
Ses, görüntü, o yılların Türkiye'sine göre muhteşem.
Oyunculuklar şimdikinin mikik oyunculuklarına taş çıkartan cinsten, ülkemizin ilk sinema sanatçıları..
Gelelim zamanına göre bir harika olan bu ilk köy konulu filmin konusuna..
Aysel adında, bataklı damda yaşayan bir kız var. 18inde, yanında çalıştığı satılmış zadenin tecavüzüne uğrayıp hamile kalıyor.
Mahkemede satılmış zade inkarda diretince, şikayetini geri çekiyor çocuğunun babası yalan yere yemin etmiş olmasın diye.
Sonra, köyün zenginlerinden birinin kızı Gülsüm ile evlenecek olan Ali davayı kazanamadığı için eve gitmeye korkan Aysele ailesinin bu onurlu davranışından dolayı onunla gurur duyduğunu, korkmasına gerek olmadığını, kendisini buraya annesinin yolladığını ve isterse kendi evlerinde çalışabileceğini söylüyor.
Aysel 1 sene -filmde öyle diyo- Aligillerde çalışıyor.
Fakat Gülsüm onu evde istemediği için Ali onu evden kovmak zorunda kalıyor.
Ali meyhanede çıkan bir kavgaya karışıyor sonra, sarhoş olduğu için hiçbir şey hatırlamıyor.
Satılmış zadeyi öldürmüşler, kafatasında kırık bir sustalı ucu bulunmuş.
Ali ise kendi sustalısının ucu kırık olduğu için cinayeti kendisinin işlediğini düşünüp sustalıyı bataklığa atıyor, onu izleyen babası ise o bataklıktan çıkınca sustalıyı geri alıyor. Ali sonradan sustalıyı bataklıkta ne kadar arasa da bulamıyor.
Sonra Ali nikah için Gülsüm ü almaya giderlerken dayanamayıp yolda cinayeti babasına itiraf ediyor.
Babası ise zaten her şeyi bildiğini söylüyor.
Gülsümün babasına olayları anlatınca, nikah iptal ediliyor.
Ali evde ailesine aslında Gülsüme değil Aysele aşık olduğunu söylüyor.
Aysel Gülsümlere gidiyor. Ona cinayeti Alinin işlemediğini, olaydan bir gün önce Aliden sustalıyı ödünç aldığını, yanlışlıkla ucunu kırdığını fakat sustalıyı geri verirken bunu Aliye söylemeyi unuttuğunu söylüyor.
Plan yapıyorlar.
Gülsüm Alilere gidiyor, sonra Ali katilin bulunduğunu, kendisinin katil olmadığını öğreniyor. Ve Gülsüme Aysele aşık olduğunu anlatıyor.
Sonra Gülsümle Ayselin yanına gidiyorlar, Aysel ve Ali kavuşuyor.
Ve mutlu son.
Hadin hoşçakalın.
Daha soyadı kanununun bile çıkmadığı, cumhuriyetin ilk dönemleri..
Film öyle bir döneme göre, Türkiye'ye göre müthiş bir film.
Ses, görüntü, o yılların Türkiye'sine göre muhteşem.
Oyunculuklar şimdikinin mikik oyunculuklarına taş çıkartan cinsten, ülkemizin ilk sinema sanatçıları..
Gelelim zamanına göre bir harika olan bu ilk köy konulu filmin konusuna..
Aysel adında, bataklı damda yaşayan bir kız var. 18inde, yanında çalıştığı satılmış zadenin tecavüzüne uğrayıp hamile kalıyor.
Mahkemede satılmış zade inkarda diretince, şikayetini geri çekiyor çocuğunun babası yalan yere yemin etmiş olmasın diye.
Sonra, köyün zenginlerinden birinin kızı Gülsüm ile evlenecek olan Ali davayı kazanamadığı için eve gitmeye korkan Aysele ailesinin bu onurlu davranışından dolayı onunla gurur duyduğunu, korkmasına gerek olmadığını, kendisini buraya annesinin yolladığını ve isterse kendi evlerinde çalışabileceğini söylüyor.
Aysel 1 sene -filmde öyle diyo- Aligillerde çalışıyor.
Fakat Gülsüm onu evde istemediği için Ali onu evden kovmak zorunda kalıyor.
Ali meyhanede çıkan bir kavgaya karışıyor sonra, sarhoş olduğu için hiçbir şey hatırlamıyor.
Satılmış zadeyi öldürmüşler, kafatasında kırık bir sustalı ucu bulunmuş.
Ali ise kendi sustalısının ucu kırık olduğu için cinayeti kendisinin işlediğini düşünüp sustalıyı bataklığa atıyor, onu izleyen babası ise o bataklıktan çıkınca sustalıyı geri alıyor. Ali sonradan sustalıyı bataklıkta ne kadar arasa da bulamıyor.
Sonra Ali nikah için Gülsüm ü almaya giderlerken dayanamayıp yolda cinayeti babasına itiraf ediyor.
Babası ise zaten her şeyi bildiğini söylüyor.
Gülsümün babasına olayları anlatınca, nikah iptal ediliyor.
Ali evde ailesine aslında Gülsüme değil Aysele aşık olduğunu söylüyor.
Aysel Gülsümlere gidiyor. Ona cinayeti Alinin işlemediğini, olaydan bir gün önce Aliden sustalıyı ödünç aldığını, yanlışlıkla ucunu kırdığını fakat sustalıyı geri verirken bunu Aliye söylemeyi unuttuğunu söylüyor.
Plan yapıyorlar.
Gülsüm Alilere gidiyor, sonra Ali katilin bulunduğunu, kendisinin katil olmadığını öğreniyor. Ve Gülsüme Aysele aşık olduğunu anlatıyor.
Sonra Gülsümle Ayselin yanına gidiyorlar, Aysel ve Ali kavuşuyor.
Ve mutlu son.
Hadin hoşçakalın.
8 Mayıs 2015 Cuma
KORKU
Öncelikle, bu yazı zerre bilimsel bir hödö içermemektedir.
Tamamen kendi kıçımdan bir an gelen ilhamla uydurduğum bir saçmalamaca.
--------
Neden korkarız?
Doğuştan mıdır, şu bizi en izlemeyi istediğimiz, merak ettiğimiz filmi izlemekten tırstıran şey?
Yoksa sonradan mı öğreniriz korkmayı, aslında hepimiz birer cesur yürekler miyiz?
--------
Bana sorarsanız, korku doğuştandır.
Neden korkarız peki?
Korku bizi zarar görebileceğimiz haltları yemekten alıkoyan, bir bakıma aslında birçok meselede hayatımızı kurtaran bir şeydir.
Bize zarar verme ihtimalı olan şeylerden korkarız.
Yani aslında her şey, hayatta kalmayı balarabilme meselesinin bir sonucudur (belki de değildir).
Karanlıktan aslında karanlığın içerisindeki bilinmezliğin bize verebileceği zararlar nedeniyle korkmaz mıyız?
Üç harfliler de öyle, çarpar mazallah.
Fobilerin pek çoğunun da kökeni bu değil midir?
--------
Korku yararlıdır, dedik. Tabi her şey gibi azı karar, çoğu zarar.
Adama kafayı bile yedirtir mazallah.
-------
Peki ya korkusuz olsak?
Elinde pıçakla freni patlamış kamyon misali bize gelen psikopatlara hiç tepki vermesek?
Türümüzün sonu bile gelir oğlum, ne diyosuunn.
Korku bu açıdan bakınca, oldukça gereklidir.
--------
Gelelim fasulyenin faydalarına...
En ufak bir korku filminde bile altına sıçacak kıvama gelen elemanlara gelsin bu bölüm.
Öncelikle, her şeyin bir film olduğunu unutmayın.
Ve gerçekte böyle über fantastik olayların yaşanmayacağını.
En azından, filmdeki sayko psikopatın elinde bilimum kesicive delici aletle odanıza dalıp sizi ekmek gibi katur kutur kesmeyeceğine emin olun.
Tarafımca denenmiş, başarılı olunmuştur.
-------
Ben de iyice bıraktım film işlerini, paso saçmalamaca.
Bi film bulayım da, bişiler karalayayım bari.
Hadin hoşçakalın.
Tamamen kendi kıçımdan bir an gelen ilhamla uydurduğum bir saçmalamaca.
--------
Neden korkarız?
Doğuştan mıdır, şu bizi en izlemeyi istediğimiz, merak ettiğimiz filmi izlemekten tırstıran şey?
Yoksa sonradan mı öğreniriz korkmayı, aslında hepimiz birer cesur yürekler miyiz?
--------
Bana sorarsanız, korku doğuştandır.
Neden korkarız peki?
Korku bizi zarar görebileceğimiz haltları yemekten alıkoyan, bir bakıma aslında birçok meselede hayatımızı kurtaran bir şeydir.
Bize zarar verme ihtimalı olan şeylerden korkarız.
Yani aslında her şey, hayatta kalmayı balarabilme meselesinin bir sonucudur (belki de değildir).
Karanlıktan aslında karanlığın içerisindeki bilinmezliğin bize verebileceği zararlar nedeniyle korkmaz mıyız?
Üç harfliler de öyle, çarpar mazallah.
Fobilerin pek çoğunun da kökeni bu değil midir?
--------
Korku yararlıdır, dedik. Tabi her şey gibi azı karar, çoğu zarar.
Adama kafayı bile yedirtir mazallah.
-------
Peki ya korkusuz olsak?
Elinde pıçakla freni patlamış kamyon misali bize gelen psikopatlara hiç tepki vermesek?
Türümüzün sonu bile gelir oğlum, ne diyosuunn.
Korku bu açıdan bakınca, oldukça gereklidir.
--------
Gelelim fasulyenin faydalarına...
En ufak bir korku filminde bile altına sıçacak kıvama gelen elemanlara gelsin bu bölüm.
Öncelikle, her şeyin bir film olduğunu unutmayın.
Ve gerçekte böyle über fantastik olayların yaşanmayacağını.
En azından, filmdeki sayko psikopatın elinde bilimum kesicive delici aletle odanıza dalıp sizi ekmek gibi katur kutur kesmeyeceğine emin olun.
Tarafımca denenmiş, başarılı olunmuştur.
-------
Ben de iyice bıraktım film işlerini, paso saçmalamaca.
Bi film bulayım da, bişiler karalayayım bari.
Hadin hoşçakalın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)