"Kuş kanadına binip çayırlara gitmeyi öğretti Barış bana. Düşle gerçek, onun o yarım sözcüklerinde öylesine iç içe geçerdi ki, dünyanın çirkinlikleri bir bulut gibi kayıp giderdi yarım göğümüzden. Taş avluda düşsel uçurtmaları uçurmayı işte öylece öğrendim Barış'tan." .
5 yaşındaki ufacık bir çocuğun gözünden kadınlar hapishanesi..
Ben işemedim miki işedi..
İftira nedir inci?
İlk defa bir filmi anlatmakta bu kadar zorlanıyorum.
Anlatacak kelime bulamıyor, cümleleri toparlayamıyorum kafamda..
5 yaşında, babasının en sevdiği sanatçının adı olduğu için adı "Barış" olan bir çocuk.
Dört tarafı duvarlarla çevrili bir hapishanede, umutla gökyüzüne bakıp uçurtmaları bekleyen..
Film yaklaşık yarım saat olsa da, benim bitirmem iki buçuk saati buldu. Ağlamaktan izleyemeyip durdurduğum yerler oldu.
Uzun bir zamandan sonra ilk kez bir film bu kadar etkiledi beni..
Barış ın "İnci" deyişleri insanın kulaklarından gitmiyor.
Garip bir sevdadır incisiyle arasındaki..
Uçurtmanın, özgürlüğün, umudun ne olduğunu onunla öğrenir..
Milyonlarca lira harcanmadan da güzel filmler yapılabileceğinin kanıtıdır film.
Hapishanedeki mahkumlardan biri doğurur, derler "tutsak doğdu, özgür büyüsün.".
Sonra bir gün, Barıştan habersizce gider İnci.
Belki bir uçurtma olup geri döner...
"Sen artık yıldızları görüyor musun İnci? Bizim göğümüzün bir tek gündüzü var, senin göğünde akşam oluyor mu?"
Son olarak:
-Niye uçmuyor İnci?
-Uçar birgün...
×××
Hadin hoşçakalın.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder